Asepsi ve Antisepsinin Tarihçesi (Tarihi)

Asepsi, hastalıklara neden olan mikroorganizmaların (patojen bakteriler, virüsler, patojen mantarlar ve parazitler gibi) ortamdan tamamen yok edilmesi ya da öldürülmesidir. Asepsi terimi genellikle, ameliyat alanı, kullanılan aletler ya da ilaçlar için kullanılan bir terimdir. Asepsi uygulanan ortam, alet ya da ilaç sterildir. Buna hasta üzerinde (cildinde yada ameliyat bölgesinde) hastaya zarar vermeden ulaşmak mümkün değildir. Bu yüzden hastaya enfeksiyon bulaşmasını önleyecek derecede mikroorganizmaları azaltmaya antisepsi denir. Yani antisepside hedef, tüm mikroorganizmaların öldürülmesi değil, infeksiyonun engellenmesidir (örneğin yara infeksiyonu).

Anestezinin bulunması ile bayram etmenin ne kadar erken olduğu sonraki yıllarda anlaşıldı. Enfeksiyon ve sepsis cerrahinin karşısındaki ikinci büyük engel olarak duruyordu.

Modern asepsi-antisepsi kavramı 19. yüzyılda gelişti. Ignaz Philipp Semmelweis (1818-1865, Macar Kadın Doğum Uzmanı), doğumdan önce ellerin yıkanmasının puerperal ateşi azalttığını gösterdi. Fakat buna bir açıklama getiremediği için meslektaşları ona şiddetle karşı çıktılar. Asistanlarının otopsiden çıktıktan sonra ellerini yıkamalarını sağlamak için doğumhanenin kapısında nöbet tutuyordu, bu yüzden deli damgası yedi ve çalıştığı Viyana Genel Hastanesinden uzaklaştırıldı.

Semmelweis'in uygulaması, ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra, Louis Pasteur'un (1822-1895) mikrop teorisi ile beraber yaygın bir kabul görmüştür. O sırlarda İngiliz cerrah Joseph Lister de (1827-1912) Glasgow Üniversitesinde yara infeksiyonu ile ilgileniyordu. Lister, Fransız mikrobiyolog Louis Pasteur’un mayalanma deneyi ile ilgili yazısı ve çalışmalarından haberdardı. Pasteur nerede mayalanma ve çürüme varsa, orada mikroskopta görünen küçük canlılar olduğunu, canlıların sayısının mayalanma-çürümenin şiddeti ile doğru orantılı olduğunu söylüyordu. Mayalanan madde kaynatıldığında ise bu canlıların gelişimi duruyordu. Yine Lister, İngiltere’de, kanalizasyon atıklarıyla sulanan tarlalardaki çürüme kokusunun karbol asiti (katrandan elde edilir) ile yok edildiğini biliyordu. Karbol asiti uygulanan tarlalarda otlayan hayvanlar üzerinde hiçbir kötü etki görülmediği için, karbol asitin güvenli olduğunu düşündü. Bundan sonra da yaraları karbol asiti ile ıslatılmış gazlarla sarmaya başladı. Yaralarda cerahatlanma olmuyor ve sağlıklı granülasyon dokusu hızla gelişiyordu. Lister bununla da yetinmedi, ellerini ve ameliyat aletlerini de karbol asiti ile yıkamaya başladı, ameliyat bölgesindeki deriyi karbol asitiyle yıkamaya ve ameliyat yerini açık bırakarak çevresini karbol asitli bezlerle kapatmaya başladı. Hatta ameliyat bölgesine karbol asiti püskürten cihazlar yaptı. Daha sonra karbol asitinde bekletilmiş katgüt kullanmaya başladı.

Önceleri hiç tanınmayan bir Alman hekimi olan Robert Koch (1843-1910), Wollstein kasabasında, Pasteur’un tahmin ettiği ve Listerin bu teori üzerine çalışmalarını inşa ettiği mikropları keşfetti, kendi yaptığı kümesten bozma laboratuvarında. Koch bilinmeyen bir hastalıktan ölen binlerce koyunla da ilgilenmek zorunda kalmıştı. Tek bilinen ölen koyunların dalaklarının siyah renge dönüştüğüydü. Daha önce Pollander ölen koyunların kanında küçük çomakçıklar olduğunu (1855), ve Fransız Davaine bu kanın diğer koyunlara verilince hastalık yaptığını(1863) söylediyse de kimse ciddiye almamıştı. Koch sağlıklı ineklerin göz sıvısında bu çomakları üretmeyi başardı. Ancak deney yapabileceği bir koyunu bile yoktu. Bu yüzden fare satın alarak, kuyruğundaki yaradan çomakları bulaştırdı. Fare ertesi gün öldü. Otopside dalak siyahtı, mikroskopta çomaklarla dolu olduğunu gördü. Koch şarbon hastalığına neden olan bakteriyi keşfetmişti. Daha sonra Koch çeşitli boyalar geliştirdi ve mikroskopta, mikropların resimlerini çekti. Şarbon basili ve “Yara İnfeksiyonu Hastalıklarının Sebebine Ait Araştırmalar” yazılarından sonra hak ettiği itibarı görerek Berlin Kraliyet Sağlık Müdürlüğüne baş direktör olarak atandı. Koch, burada yaptığı çalışmalarda tüberküloz basilini (1882) ve kolera basilini (1883) buldu.

Ernst von Bergmann (1836 - 1907 Alman cerrah). Aseptik ameliyatın öncüsüdür. Lister metodunun sıkı bir takipçisi olmakla kalmadı, kir ve kan görünmesin diye giyilen siyah önlükleri yasakladı. Bunun yerine ekibi ve hemşireleri, beyaz ve temiz-yıkanmış gömlekler giymek zorundaydılar. Bergmann, cerrahi aletlerin ısıyla sterilize edilmesini sağlayarak, cerrahi alan infeksiyonlarını büyük ölçüde azaltan ilk doktordu. Buharla sterilize edilmiş pansuman malzemesi kullandı ve kimyasal antisepsiye üstünlüğünü gösterdi.

Bu gelişmelerden sonra havadaki bakterilerin çok az ihtimalle yara infeksiyonuna neden olduğu keşfedildi. Bundan sonra ameliyathanelerde karbol asiti spreyinin kullanımı durdu. Karbol asitinin bazan aletlerin sterilizasyonunu tam sağlayamadığı (özellikle kirli olanların), bakteri sporlarını bazan öldüremediği, ellerde yaralara sebep olabildiği için başka arayışlara girildi. Ernst von Bergmann’ın aisstanı Curt Theodor Schimmelbusch (11860 - 1895, Alman hekim ve patolog), Robert Koch’un deneylerinde gösterdiği ve kimyasal maddelerden daha etkili olan sıcak su buharını pratiğe aktararak buhar sterilizasyonunun (otoklav) mucidi oldu. Bu müthiş bir buluştu çünkü pansuman malzemeleri ve aletler 20-30 dakikada sterilize edilebiliyordu. Ahşap saplı cerrahi aletler buhara dayanamadığı için, artık tamamen metalden yapılmaya başlandı.